Karen'de parlayan pırlanta ....
Efendimiz'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bilinen iki hırkası vardır. Bunlardan biri Kaside-i Bürde'nin yazarı büyük şair Kaab bin Züheyr'e verilir ki, Topkapı Sarayı'nı ziynetlendirir. Diğeri de Kareli Üveys'e gönderilir. Hasılı bu iki kutlu miras da İstanbulumuz'a nasip olur. Belki de ona bu yüzden İslambol derler... Kimbilir? Peki siz Karen adında bir yer duydunuz mu? Yalanı yok ya, ben duymamıştım. Ta ki Veysel Karani hakkında bir şeyler okuyana kadar.
Karen, Yemen taraflarında adı bilinmedik bir beldedir. Etrafı kum dağları ile çevrilidir, kuraktır, çoraktır. Ortalıkta birkaç kuyu vardır, üç beş ağaç. Sonra hepsi birbirine benzeyen toprak damlı evler... Sadece develerin ve bedevilerin yaşayabildiği bu kavurucu coğrafyanın sakinleri kervan ağırlamakla geçinirler. Bir şey ekip biçmezler, hayvanlarını ise Üveys isimli bir çobana emanet ederler.
Üveys garip biridir. Dünyadadır, ama ne dünyalığı vardır, ne de dünyalık gibi bir kaygısı. Güttüğü develer için ücret istemez. Verenden alır, vermeyene sormaz bile. Adı üzerine çobandır işte, fakirdir. Ama iş cömertliğe geldi mi onunla yarışmak kimsenin harcı değildir. Paylaşacak çok şeyi yoktur, ama hayırda daima başı çeker.
Üveys, bizim bildiğimiz ismi ile Veysel Karani Hazretleri mütevazı yaşar. Ama halinden memnundur. Sessiz, dostları arasında yalansız, dolansız bir hayat sürer. Issız vadilerde, kaya kovuklarında ibadet eder. İnsanlar ona hep divane gözüyle bakarlar, ama aldıran kim?
ANASININ KÖLESİ
Mübareğin çok yaşlı bir annesi vardır. Hem kör, hem de kötürümdür. Veysel Karani onun eli ayağı, gözü kulağıdır. Yedirir, içirir, yıkar, paklar. Kadıncağıza bebek gibi bakar. Ne derse, ama ne derse yapar. En olmayacak arzularını bile ikiletmez. Bir yüz ifadesinden bin mânâ çıkarır ve hepsini de getirir yerine. Tabiri caizse, anasına kölelik eder.
Veysel Karani Hazretleri haram bilmez, yalan söylemez. Hoş, sahrada bir başına dolanan böylesi bir insanın günaha girme şansı da azdır ya. O, gün boyu zikreder, af diler. Ümmet-i Muhammede dua eder. Ama en bilinen özelliği Allah ve Resulüne duyduğu tarifsiz aşktır. Veysel Karani'nin tek arzusu vardır. Yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı Server'i görebilmek. Efendimizi düşündükçe burnunun direği sızlar, yüreği bir hoş olur. Yumruk iriliğinde bir şeyler gelir, oturur boğazına. Hani o, anlaşılamayan ve anlatılamayan şeyler.
Ve gün gelir muhabbet ve Muhammed kelimeleri yüreğinde buluşur, dışarı taşar. Efendimizin hasreti kor olur, ciğerini yakar. Onu bir kez, ama bir kez görebilse, bir solukluk olsun sohbetinde bulunabilse ve adına sahabe denilen kutlu kadroya katılabilse...
Annesi itiraz etmese de, bu yolculuğa razı değildir. Omuzlarını kaldırıp boynunu büker. Mahzun bir üslupla 'İstiyorsan git!' der, 'Git bakalım, beni kime emanet edeceksen?' Doğrusu onu bırakabileceği kimse yoktur. Bu yaşlı kadına incitmeden kim bakabilir ki? Onun nazını kim çeker sonra?
HASRETİNİ YÜREĞİNE GÖMER
Üveys hasretini yüreğine gömer. Bir daha bu konuda tek kelime etmez. Ama o günden sonra daha fazla ağlar, daha fazla yalvarır. Aşkını kayalara, kumlara, anlatır. Kuşlarla, develerle dilleşir, serin seher yeliyle selâmlar yollar Haremeyn'e. Ve ufuklar perde perde açılır, dağlar çekilir aradan. Artık o günboyu ibadet eder, sürüyü melekler bekler. Hayvanlar mı? İnanın muma döner.
Evet Üveys, Allah Resulünün muhteşem sohbetine (madde planında) erişemez, ama mânâ aleminde çok şeye kavuşur. Efendimizle aralarında imrenilecek bir dostluk başlar. Hoş onlar için mesafelerin ne önemi vardır. Öyle ya alan uygun, veren olgun olduktan sonra 'feyz' nehir olur akar.
Serveri Kainat zaman zaman mübarek yüzlerini Karen taraflarına döndürür ve 'Yemen cihetinden rahmet rüzgarları esiyor' buyururlar, 'İhsan ve iyilikte Tabiinin en iyisi Üveys-i Karni'dir!'
MÜJDELER
Yine Efendimiz buyururlar ki: 'Ümmetimden bir kimse vardır ki, Kıyamet günü Rabia ve Mudar kabilelerinin koyunlarının kılları adedince insana şefaat edecektir.' (ki bu iki kabile sürülerinin çokluğu ile tanınırlar)
Eshab-ı kiram sorar:
- Ya Resullallah kimdir bu nasipli?
- Allahın kullarından biri.
- Peki adı nedir?
- Üveys!
- Ya memleketi?
- Karen!
- O sizi gördü mü?
Efendimiz mânâlı mânâlı gülümser, 'Baş gözü ile hayır!' derler. Sahabeden 'Hayret!' diyenler olur, 'Size böylesine aşık olan biri nasıl oluyor da koşmuyor huzurunuza?' Efendimiz izah eder: - Onun gelmemesi de bana olan bağlılığındandır. İhtiyar bir annesi vardır. İman etmiştir. Ancak gözleri görmez, hareket edemez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, kazandığını annesine harcar'.
Hazret-i Ebubekir sorar:
- Ya Resulallah biz onu görür müyüz?
Efendimiz mübarek kafalarını 'ne yazık ki hayır' manasında sallar, 'Sen göremezsin' buyururlar, ama Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali'ye dönüp müjdeyi verirler: 'Onu, siz göreceksiniz!' Sonra bir bir vasıflarını tarif ederler ki, bu işaretlerden biri avucunun içindeki gümüşi beyazlıktır.
'Aşık için zaman geçmez' derler, ama aradan yıllar geçer. Hani o dakikaları asırlaşan yıllar... Efendimiz hayatlarının son soluklarını aldıkları demlerde mübarek hırkalarını çıkarır ve 'Bunu Üveys-i Karni'ye verin!' buyururlar.
Resullullah'ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) dar-ı bekaya göçmelerinin ardından Hazreti Ömer ve Hazreti Ali yollara düşer, Veysel Karani'nin izini bulurlar. Ahali böylesine şerefli iki kimsenin böylesine köhne bir yeri ziyaretine mânâ veremez. Hele 'Üveys'i arıyoruz!' cümlesine çok şaşırırlar. 'O divanenin tekidir' derler, 'İnsanlardan kaçar. Kimseyle konuşmaz, kimseye karışmaz. Ağladıklarımıza güler, güldüklerimize ağlar. Neşe nedir bilmez. Aradığınız sakın başka biri olmasın!'
Hazret-i Ömer dikkatle dinler, 'Bilakis!' der, 'Aradığımız o olmalı!'
Karenliler iki şanlı sahabenin önüne düşer, onları Arne Vadisi'ne getirirler. Veysel Karani'yi namaz kılarken görürler. Develer akıllı uslu dolanmakta, çobanlarını üzecek hareketlerden sakınmaktadırlar. Namazı biten Üveys misafirlerine döner. 'Hoşgeldiniz!' der. Hazret-i Ömer önce müsafaha eder, sonra gülümseyerek sorar 'Kimsin sen?'
- Abdullah! (Allah'ın kulu)
- Evet hepimiz Abdullah'ız, ama seni ne diye tanırlar?
- Üveys derler.
- Sağ elini açar mısın?
Açar. Efendimiz'in belirttiği işaret ayan beyan ortadadır. Büyük sahabe 'Ben Hattapoğlu Ömer'im' der, 'Arkadaşım Ali bin Ebu Talip!'
Vadiyi kısa ama mânâlı bir sessizlik kaplar. Sükutu yine Hazreti Ömer bozar: - Efendimiz sana selâm ettiler ve mübarek hırkalarını gönderip buyurdular ki 'Alıp giysin, ümmetime dua etsin!'
BEN GÜNAHKARIN BİRİYİM
Veysel Karani ağlamaklıdır. Şaşkınlıktan titreyen bir sesle 'Ya Ömer' der, 'Ben aciz ve günahkar bir kulum. Sizin aradığınız başka Üveys olmasın?'
Hazret-i Ömer 'Hayır sensin!' buyurur. 'Zira Efendimiz çizgi çizgi eşkalini verdi ve sen tamı tamına uyuyorsun buna.'
O büyük mücahide, o koca Ömer'e itiraz ne mümkün. Hele müjdenin böylesini getiriyorsa.
Üveys-i Karani mübârek hırkayı hasretle koklar, (ki ziyaret edenler iyi bilirler, Efendimizin gül teniyle ıtırlanan Hırka-i Şerif aradan geçen asırlara rağmen tarif edilemeyecek kadar güzel kokar) sonra yüzüne gözüne sürerek bir kuytuya çekilir. Mübarek alnını toprağa koyar ve ağlayarak yalvarır. 'Ya Rabbi !' der 'Bu ne nimettir. Yüzü suyu hurmetine kâinatı yarattığın Server benim gibi bir acizi hatırlıyor ve mübarek hırkalarını Ömer ve Ali gibi iki güzide sultanla bu günahkâra yolluyor. Senden bir tek dileğim var: Ümmet-i Muhammedi affeyle. N'olur. Bu hırkanın hakkı için!'
Gaibden bir ses gelir. 'Şu kadarını sana bağışladım. Haydi giy hırkayı!'
- Hepsini ya Rabbi! Hepsini.
- Şunları, şunları, şunları da bağışladım.
- Diğerlerinin hali n'olacak Ya Rabbi? N'olur, hırkanın ve hırkanın sahibinin hatırına...
HIŞŞT BAKSANA GİDİYORLAR
Tam bu sırada Karenlinin biri gelir ve o muhteşem huzuru bozar. 'Misafirlerin dönmeye niyetliler' diye ikaz eder güya, 'Onlara diyeceğin bir şey yok mu?'
Veysel Karani 'Ahh!' der, 'Ahh bu hali bozmayacaktın işte. İnanın az kalmıştı. Bütün ümmeti Muhammed affedilmedikçe giymeyecektim hırkayı.'
Aradan günler geçer. Karenliler şaşkın, hatta pişmandırlar. Öyle ya, elinin altında Üveys gibi bir cevher olsun da, sen onun kıymetini bilme. Ama bu kez mübareği hurmet ve ilgiyle bunaltırlar. Huzurunda el pençe divan durur, ısrarla nasihat isterler. Hele bazıları aşikare keramet bekler. Veysel Karani gibi mütevazı biri, ilginin böylesinden sıkılır. İşte tam o günlerde biricik annesi vefat eder ve onu Karen'e bağlayan hiçbir şey kalmaz. İşte şimdi yollara düşebilir.
Mübâreğin ilk hedefi elbette Haremeyndir. Önce hacceder, sonra Medine'ye gider. Ancak o münevver şehrin hüzünlü yüzünü görür ve Resullulah'ın yaşamadığı Peygamber beldesinde duramaz. Çeker çarığını, yürür uzaklara. Bir ara Basra'da eyleşir, bir ara Kufe'ye yerleşir. Yine eskisi gibi deve güder. Aç kalır, açıkta kalır. Horlanır, aşağılanır. Garip bu ya milletin gücü hep ona yeter. Hatta ufacık veledler bile sataşır, taş yağdırırlar. Büyük veli, çığlık çığlığa saldıran afacanlara gülümser 'N'olur ayaklarımı kanatacak kadar büyükleri atmayın' der, 'Abdestim bozulmasın e mi?' Zira o güne kadar bir kez olsun abdestsiz basmamıştır zemine.
MELEKLERİN İBADETİ
Veysel Karani Hazretleri bazen sehere kadar secdede, bazen sabahlara kadar rükûda kalır. 'Bırakın üç kere Sûbhane rabbiyel âla demeyi, ben bir keresini bile beceremiyorum' diye yakınır. Eh onun özlediği ibadet meleklerinkinden farksız olmalıdır. 'Namazda huşu öyle olmalıdır ki' der: 'Bağrına bıçak sokulsa duyulmaya.'
Biri sorar: 'Nasılsın?' Cevap manidardır: 'Akşama çıkacağını bilmeyen biri nasıl olursa!' Sevenleri ısrarla nasihat isterler. O gülümser:
- Allahü teâlâyı bilir misiniz?
- Evet biliriz.
- Öyleyse başka şeyleri bilmeseniz de olur.
- Aman efendim bir nasihat daha.
- Allahü teâlâ sizi bilir mi?
- Elbette bilir.
- Öyleyse başkaları bilmese de olur.
Mübarek, Allahü teâlâdan çok korkar ve buyururlar ki: İnanın Allahü teâlâ'yı tanıyana gizli kalmaz.
Veysel Karani hazretleri hayatını kendi ifadesiyle şöyle hülâsa eder. 'Yüksekliği tevazuda buldum, liderliği nasihatte... Nesebi takvada buldum, şerefi kanaatte... Rahatlığı zühdde buldum, zenginliği tevekkülde.'
Bizde ne takva, ne zühd, ne de tevvekkül. Eh bir şey bulamıyoruz tabii. Allahü teâlâ o büyüklerin yüzü suyu hürmetine sonumuzu hayreyliye.
Veysel Karani Hazretlerinin kutlu hırkası elden ele geçer ve Van civarında hüküm süren İrisan Beyleri'ne gelir. Hicri 1028 yılında 2. Osman Han'a hediye edilen nurlu emanet İstanbul'da heyecanla karşılanır. Asitane halkı ona 'Hırka-ı Şerif' der, ramazanlarda ziyaret ederler. Buğulu gözlerle ilmeklerine dalar, Efendimizi hatırlarlar.
Gel zaman git zaman büyük izdihamlar yaşanır. Hırkanın saklandığı ve sergilendiği küçük bina kalabalığı kaldırmaz olur. Abdülmecid Han bu mübarek hırkanın şerefine, Fatih'te koca bir mahalleyi istimlak eder ve biblo güzelliğinde bir cami yaptırır. Bu uğurda şahsi servetini fedadan çekinmez. Belki de şu ferah mabedi böylesine sevimli kılan, temelindeki ihlâstır, kimbilir?
ASIRLIK GELENEK
Ve asırlık gelenek yaşar. Hırka-i şerif, gözü yaşlı aşıkların ziyaretgahı olur. Medine'ye, Mescid-i Nebi'ye ulaşamayanlar hasretlerini burada dindirmeye çalışırlar. Cami çalışanları şirin mescidi güllerle bezerler, ki tasavvufta gül O'na işarettir. Efendimiz'e!
Hele Ramazan günleri civar coğrafya Hırka-i Şerif'e akar. Müminler kar demez, kış demez ziyarete koşarlar. Anadolu'nun dört bir yanından gelen aşıklar yaşlı gözlerle yüce Serverin kutlu mirasına bakarlar.
Allahü teâlâ bizleri yalan dünyayı Veysel Karani gibi görenlerden ve Resulü Ekrem'in (Sallallahü aleyhi ve sellem) şefaatine erenlerden eylesin! AMİN
OKUMAZ YETİNİR, YALDIZLI KAPLA
TAVASI DELİNMİŞ, AVUNUR SAPLA
PINARIN BAŞINDA, SUSUZ ÖLÜYOR
KİTAPLIĞI SÜSLÜ, ÇİLT ÇİLT KİTAPLA
RUHUMUZU KARARTMA YARAB,
ELİMİZİ DARALTMA YARAB,
BİZLERİ SENDEN BAŞKA KİMSEYE YALVARTMA YARAB.
AHİRET HAVA YOLLARINDAN DUYURU
HAREKAT YERİ : DÜNYA
VARIŞ YERİ : AHİRET
UÇUŞ SAATİ : BELLİ DEĞİL
MÜRACAAT İÇİN : KİMLİK KARTI
UÇUŞLARIMIZ : TEK KİŞİLİKTİR
MOTOR GÜCÜ : İNSANOĞLU
İSİM : ADEM OĞLU
CİNSİYETİ : TOPRAK
ADRES : DÜNYA
MÜSAADE EDİLEN EŞYALAR
ON METRE KEFEN (PATİSKA)
SALİH AMEL
FAYDALI İLİM
YOLCUNUN BERABERİNDE BAŞKA EŞYA GETİRMESİNE KESİNLİKLE MÜSAADE EDİLMEZ.
MUTLU VE RAHAT BİR YOLCULUK İÇİN SAYIN YOLCULARIMIZIN KURANI KERİM VE HADİSİ ŞERİFLERDEKİ TALİMATLARA UYMALARI RİCA OLUNUR.
ÖNEMLİ NOT:
GÖREVLİLERCE VERİLECEK FORMLARI DOĞRU VE NOKSANSIZ OLARAK DOLDURUNUZ.
1 ÖMRÜNÜ NERELERDE TÜKETTİN
2 GENÇLİĞİNİ NERELERDE GEÇİRDİN
3 MALINI NEREDEN KAZANDIN
4 KAZANCINI NERELERDE HARCADIN
5 ALLAH İÇİN NE YAPTIN.
BİSMİLLEHİRRAHMENİRRAHİM
ALLAH’IM
ÜZÜNTÜ VE KEDERDEN,
ACİZLİK VE TEMBELLİKTEN,
BORÇ ALTINDA EZİLMEKTEN,
ZALİMLERE YENİLMEKTEN,
KÖTÜ KİMSENİN VE ŞEYTANIN ŞERRİNDEN,
SENİN GAZABINDAN ,
SANA SIGINIRIM ALLAH’IM
EY YAVRUM
SEHER VAKTİ UYANIK VE AYAKTA OLKİ,
HAKKI ZİKİR EDEN HOROZ, SENDEN AKILLI ÇIKIPTA SENİ GERİDE BIRAKMASIN
TARLADA EKİNİM VAR DEME, AMBARA GİRMEYİNCE.
SADIK DOSTUM VAR DEME, BAŞINA BİR HAL GELMEYİNCE.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
HİÇ KİMSEYE KENDİNDEN FAZLA DEĞER VERME YA ONU KAYBEDERSİNN YA DA KENDİNİ MAHVEDERSİN
Ceza-Anneme |
|
gozlerim ateşte durmuş bir süre yoktum ortalarda beni gören herkes beni ben zannetmiş merkez ne yaptın bana yardım et bana allah ıslak gozlerinin ustune nur gibi kar yağmış bahçesinde solmadı tek bir çiçek bile kuru kuru dikmek olmaz bir dilek dile ölümün önüne geçmek olmaz yok isyan ancak buna kalp dayanmaz ancak farkına varmak gerekir herhangi bir suçlu aranmaz ilk nefesinde ben senin son nefesimde sen benim kollarımda şimdi ise guneşin ayım meleğim yıldızım
|
|
| |
Ceza-Rapstar
Türk lokumundan yermisin bu rapstarın derbisi ve de hiç kan akıtmaz, mermisi
Beni görebilecekmisin abisi herkes piyasada bir ben eksik bir popstardanda neyim eksik
Sizi bilmem bence fazlam akıldır hadi kalkta bak lan nerede kaldı bak nam şöhret ve şan
Dersi olmaz sıra herkese gelecek gibi önce mikrofonu tutmayı öğrenmeli bunu bilmeli
Herkes birşey zannetmeli seni beni deli gibi görebilir ama yenemezsin
Bana geri dönebilir ama gidemezsin ben pabuç bırakmam eğer ben bir rapstarsam
Limuzin bol para süpermodeller hem popüler hem sansasyonel hm boş ver abi kalsın
İyiki bir popstar olmadın birdenbire kendini bozacaktın
İçki sınırsız etmiş arsız bunu ben bilemem
Sen bulacaksın her biri birbiri ardına hırgür vırvır hergün dayanamadım
Eskiden erkekmiş tanıyamadım siz bize getirin biz karalayalım
Dikkat et bu rapin faslı mikrop kapma dilim paslı
Patlak clublar beni kastı bu çatlak seslere suikastti bu...
Benim üstüme gelmeyin artık yeni bilim olacak hiphop
Bunu görmezden geleceksen eksenin etrafında dön sen dengen bozulur sersem
Yere serilecek her flowunuz aynen yengen televizyon dizi karakterlerimi adam edecek bizleri
Roketle atmadılar beni doğuştan bir yıldızdım basamakları tek tek çıktım
Umrumda değilki star olmak basın bak bu yeni basım yeni bir nazım becerebilen
Çok yok çok detone ve çok fazla cover var sorsan işi bilen onlar anırmakla rap yada rock olmaz
Yapılan hatalara hep bir ört pas en korktuğumdu benim
O üç faz ve tek pasla yenebilen bir cambazdım her yalana bak bu gönül inanmaz...
Nakarat
Hala meclisim ala ben bulamıyorum hiç mana ala olan bu raptir bu duyduğun rapte tekdir
Anlamadıysan yuh sana bu sesle bence git ve top sektir
Mecazi anlamlar kötektir nam ı diğer ben ceEEEEza.
Yerli Plaka - Ceza
Her zaman bi record da oldum haydi bırak beni be kolpa(bu
Son sansın)
Bu bol keseden bi rap bi değil mega bi rap
Bu bak yere serer bu mıke tyson bu mekanizma bu matematik
Al say düşmanı sorma bana düşman al say
Ben farklı ve pi sayısı yoksa olmaz bu denklem
Fazla naza dayanmaz gibi sen kes kısa bana sıra
Gel ki bi ben expres bin gebabyte akıma denk her kat
Adıma denk bır harf olmadı olmaz
O korktukca gül solar ama ben korkmam
Problem çok çözülmesi gereken A
Ona göre bi problem yok
Çünkü bana göre ben bi back len yere seren adamı
Hangi rapçi beni yıkabilir adamım
Rapimi ne sandın lan
Benı ne sandın
Ucuz eleştrilerini bi kagıda sardım
Bu gunu yaz bı kenara okuusn veledin
Sonra sana donup baba acaba bu ne desin
A)elazıg diyarbakır adana antep
B)buzhole babylon ve bir gün hılton
B sıkkını gorecek var abım
Ama A sıkkını bakabilen gorür elbet
D-walk ezecek hepinizi
Bı boy sen ce yoksa sen mı bıraz hossun
Bence sen bi kıvır hadı jurı cossun
Ses guzel ama rap daha da bı hostur
Rapimi yermısın
Ceza dermisin
Akıl vermesın
Bana hıc kımse sen yol wer ezmesın
Ceza s.kmesin
Plakam yerli ve sen kekmısın
Kaybettim yolumu
Pusulam yok ki
Pusulam yola çıkanada pusu bol
Osuran klavuzun cemaati nasıl olur
Hey sagop kusuru buyukse kusulur
Kaybettim yolumu ve
Pusulam yok ki
Pusulam yola çıkanada pusu bol
Osuran klavuzun cemaati nasıl olur
Hey sagop kusuru buyukse kusulur
..::SırTlan::..
Burda herşey bıraktığın gibi
özledim seni sen gittin gideli
dostum artik bende yalnızım
sen dört duvara ben kaderime yanarım
ağlarım evet her gece ağlarım
aydınlıga kavuş ben gün sayarım
ailense iyi hepsi yuvasında
bıraktığın bebek artık dört yasında
ona bakaraktan seni hatırlarım
gözleri kalbimde yanan daglarım
hasretin herkesin gönlüne vurdu
sevdigin ise uyku uyumaz oldu
gözde yaş dolu yas tutmakta
sabredip bağrına taş basmakta
anlamı kalmadı sensiz buraların
yılların verdiği sonsuz acıların
sonu gelmeyen bu yolların
anlamsızlığına yanmaktayım
dost basını dik tut
yılma ger goğsünü o en zor zamanına yaklaşmadan son satırlarıma ziyaret günü ordayım aynı masada selamı var herkesin
unutmadan tanrı ve kalbim seninle durmadan
[Nakarat]
Ağlarım her gece yanarım ağlarım gizlice [x2]
..::BekTaş::..
BEktaŞ SıRtLAn
selam ve merhaba
mektubunuzu aldım
işte bu yeter bana
gençler vallahi ağladım sevinçten
bi mektup oynattı dağları yerinden
öpüyorum sizin gözlerinizi
görüşmeyeli cook özledim sizi
zaman geçmiyor dört duvar arası
sevgiye mahrum ben işte buna yanarım
düştüm buraya o kalın kafamla
sabredin çıkıcam yakın zamanda
yollar uzun görülüyor seneler uzak ama
kavuşucaz elbet gelecek şubat
yeterki umitler kesilmesin
birgün müzik içlerinizde yürür kesin
güzele bağlanır her şey günü gelir
anama söyleyin hüzünlenip üzülmesin
pederi yormayın o zaten sinir küpü
herşeye gücenmektir onun isi gücü
ve benim ufaklığa sahip olun
o benim her şeyim
o benim varım yoğum
o sizlere emanet bunu unutmayın
siz ikinizsiniz benim umutlarım
sizi gözlüyor her an gözlerim
beni soranlara selam söyleyin
[Nakarat]
Ağlarım her gece yanarım ağlarım gizlice [x2]